AKLA ZİYAN RAMAZAN HİKÂYELERİ

  • imsa

Yine bir ramazan ayı kapıya dayandı. Ekranlar yine birbirinden ilginç konu ve konukları ile şenlenecek. Şenlenecek dediysem sadra şifa olanlar bir kenara, insanın nutkunun tutulduğu zamanlara gebe şenlikleri kast ettim.  Geçmiş Ramazanlar insanın nutkunun tutulduğu birçok ramazan sohbetlerine ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan birini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Ulusal bir TV de kibir ve tekebbürün konu edildiği bir sohbet esnasında hoca efendi fabl türünün sınırlarını aşan bir hikâye anlattı. Bu hikâye güya Beyazıt Bestamınin başından! geçmiştir. 

Tasavvuf sofilerinin büyüklerinden Beyazıt Bestami, bir gün yolda giderken peşine bir köpek takılıyor. Diyor ki: Köpek eteğime sürülecekti. Ben eteğimi topladım, köpek bana değmesin diye. Baktım köpek lisanı hali ile dile geldi ve bana dedi ki: köpek bakışı ile bestamlı sana değmeyeyim diye eteğini topluyorsun, beni küçük görüyorsun. Hâlbuki ben ıslak olarak sana değersem yedi defa yıkarsan necesatimi giderebilirsin. Yıkadıktan sonra değdiğim elbise ile namaz kılabilirsin. Peki, Beyazıt sen bu bakışınla, bu kibrinle yedi denizde yıkansan temizlenemesin.  

Bu söz üzerine Bestamlı Beyazıt köpeğe arkadaşlık teklif ediyor. Beraber dost olalım Ben bestamlı Beyazıt, sen mahallenin köpeği, arkadaş senin dışın benim ise içim kirli. Gel birlikte Bağdat sokaklarında yürüyelim.  Seninle benim yürüyüşümden veya beraberliğimden belki bir şey çıkar. Eşit eşit yürüyelim, beraber dostça gezelim. Belki dostluğumuzdan birileri bir şey kapar. Köpek dedi ki: Boşuna uğraşma bestamlı ben ve senden arkadaş olmaz ben ile sen bir olamayız. Köpeğe dedim ki: Niye biz arkadaş olamayız? Köpek dedi ki: Ey Beyazıt halk beni görünce taş atıyor seni görünce gülücük atıyor. Senin yarın için yiyecek ekmeğin içecek suyun başını sokacak sıcak bir evin var. Benim yarın için yiyecek kemiğim içecek suyum başımı sokacak evim yok diyor. Senden bana dost olmaz benden sana dost olmaz Beyazıt. Sen kendi yoluna ben kendi yoluma. Bestamlı Beyazıt dedi ki: Yarabbi eyvahlar olsun bana binlerce eyvahlar olsun bana ben ki bir köpeğe bile layık değilim. Bir sokak köpeği bile beni arkadaşlığa kabul etmedi.

Bu hikâyeyi sıradan bir vatandaş anlatsa güler geçersin. Fakat bu hikâyeyi, dedim ya önünde prof eki olan ve halkın sevgisine mazhar olmuş biri anlatıyor. Bu hikâyeyi işitince, bırakın nutkumun tutulmasını yanımda olsa yakasına yapışıp: Bre adam senin peygamberinden, sahabenden anlatacak düzgün bir hadis ya da kıssa bulamadın mı ki, böyle acayip garaip dinle diyanetle alakası olmayan, akla ziyan bu hikâyeyi anlattın demek isterdim.

Velhasıl kelam: Dediğimiz gibi yine geldi Ramazan. Ekranlarda önünde nice etiketleri olan ya da olmayan sözüm olan hocalar boy gösterecektir. Allahın rızasını umup ta insanların dinini öğrenmesi için gücü nispetince uğraşanlar bir kenara, birçok kelli felli aynı zamanda bol etiketli bazı insanlar, reyting sevdası yüzünden, yine insanları ekranlarda saatlerce akla ziyan hikâyelerle meşgul edecek gibi görünüyor. Bakalım bu sene hangi mahlûkattan dini nasihat alacağız? Hangi mahlûk bize insanlığımızı hatırlatacak? 

Hani insanın aklına şöyle bir soruda gelmiyor değil. Hadi diyelim Kurandan ve sünnetten bizlere nasihat olacak şeyleri ya layık görmediniz ya da ilminiz bunlardan nasihat çıkartmaya yetmiyor. Binlerce yaşanmış dini hikâye varken, yaşanmamış ve yaşanması mümkün olmayan böyle acayip garaip hikâyeler anlatarak kendilerini mi yoksa bizlerimi hayvan yerine koyuyorlar? O kadar insan hikâyesinden ders almadığımızı/alamayacağımızı düşündükleri için mi bizlere akla ziyan hayvan hikâyelerini layık görüyorlar?

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.